İSTANBUL ÜNİVERSİTESİNDE YEMEK HAKLARI İÇİN MÜCADELE EDEN VE KISITLAMA KARARINI GERİ ÇEKTİREN ÖĞRENCİLERLE RÖPORTAJ

362

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİNDE YEMEK HAKLARI İÇİN MÜCADELE EDEN VE KISITLAMA KARARINI GERİ ÇEKTİREN ÖĞRENCİLERLE RÖPORTAJ:

DİRENİŞ SOMUT KAZANIM DIŞINDA ŞEYLER DE KAZANDIRIYOR, BUNU FARK ETTİM

Direnişler Meclisi olarak İstanbul Üniversitesinde yemek hakkı için mücadele eden öğrencilerden Sinan ile görüştük. Bize süreci ve eylemliliklerini değerlendirdi.

Direnişler Meclisi: Merhabalar, öncelikle kısaca seni tanıyabilir miyiz

Sinan Bin: :Merhabalar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumaktayım ve İstanbul’da yaşıyorum.

DM: Öncelikle röportaj yapmayı kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Sınav haftasında olduğunu biliyoruz. Böylesi zor bir süreçte zafer kazandınız, yemek hakkınızın kısıtlanmasına yönelik kararı kaldırttınız. Neler hissettiğini öğrenmek istiyorum, zafer kazanmış olmak nasıl bir duygu?

SB: Çok teşekkür ederim. Çok mutluyum tabii ki. Daha öncelerinde takip ettiğim, desteklediğim direnişler olmuştu fakat ilk defa bir sürecin bir direnişin parçası oldum diyebilirim. 5 yıldır üniversitedeyim ve ilk defa bu süreçte kendimi okula, üniversiteye ait hissettim. Birçok yeni insanla tanıştım ve fark ettim ki aslında öğrenciler olarak ne kadar çok ortak sorunlarımız varmış. Direniş sadece somut kazanımın dışında başka şeyler de kazandırıyor, bunun farkına vardım. Ve direnişimizin zaferle sonuçlanmasıyla birlikte fazlasıyla mutlu oldum diyebilirim, hatta kararı gördükten sonra gece gözüme uyku girmedi.:)

DM: Sence bu elde ettiğiniz kazanım ne ifade ediyor? Mesela sosyal medyada ”artık gasp edilen başka haklarımız için mücadele etme zamanı” gibi öğrencilerde genel bir moral yüksekliği ve geleceğe dair umutlu planlar görüyorum. Sen nasıl hissediyorsun, ne düşünüyorsun? Bundan sonrası için yeni direnişler olabilir mi? İstanbul üniversitesi öğrencileri yeniden bir araya gelir mi, başka hakları için mücadele eder mi? Öyle bir planınız var mı diye sorayım.

SB: İlk olarak şöyle söyleyebilirim ki, biz öğrenciler olarak şunu anladık  üniversitede öğrencilerden bağımsız karar almak o kadar kolay bir iş değil. Bunu aslında herkes gördü. İstanbul Üniversitesi’nin tarihine ve Türkiye tarihine bakarsak da bu duruma pek yabancı olmayız. Öğrencinin ve halkın aleyhine alınan kararlar ve karşısında öğrencilerin ve halkın direnişi. Biz de biraz bundan güç aldık. Çünkü biliyorduk ki direnirsek kazanırız. Bunun bilincindeydik fakat bunu hatırlamamız gerekiyordu galiba ve onu da başardık. OHAL’le birlikte ülkedeki baskının artması üniversiteleri de birçok yönden etkiledi. Örneğin rektörlük seçimi bir gece yayınlanan KHK ile değiştirildi ve biz öğrenciler buna yeteri kadar tepki gösteremedik. Fakat bu eylemle birlikte tekrardan ayağa kalktık diyebiliriz. Tabii ki bu direnişte tek talebimiz yemek hakkımızın kısıtlanma kararının geri çekilmesi değildi. Üniversitenin yemekhanesinde çalışan 40 işçi işinden atıldı, onların işine geri dönmesini istiyoruz ve sene başında yemekhane fiyatlarına verilen zammın da geri çekilmesini istiyoruz. Bir diğer sorunumuz ise öğrenci temsilciliği ile ilgili. Üniversitede ”öğrenci konseyi” adı altında bir topluluk var fakat hiçbir şekilde öğrencilerin hakkını savunduğunu söyleyemem. Biz kendi seçtiğimiz öğrencilerin bizi temsil etmesini istiyoruz ve bunun için de mücadele edeceğiz gibi gözüküyor. Tabii ki bunlar için tekrardan bir araya geleceğiz, öğrenciler için artık ”buzlar kırıldı ve yol açıldı” diyebilirim.

DM: OHAL sürecindeki durgunluktan ve baskılardan dolayı öğrencilerin yeteri kadar harekete geçemediğinden bahsettin. Bu karar ilk kez getirilen bir kısıtlama değil. Daha önce de yemek zamları olmuştu. Ne oldu da öğrenciler bir araya geldiler? Bunun dinamiklerini nerede görüyorsun?

İkincisi de kazanım nasıl oldu, böyle kısa sürede bir kazanım bekliyor muydun? Esas olarak kazanımı getiren şeyi sorup buradan bir ders çıkarmamız gerekirse, tabi ki bunun tarihsel cevapları var; siz kendi deneyiminizden ne çıkardınız?

SB: Evet OHAL sürecinde büyük bir baskı vardı ve insanlar en temel demokratik haklarını bile sokakta  talep edemeyecek hale gelmişti. Fakat uzun gözaltı sürelerinin, tutuklamaların olduğu bir dönemde bile sokakta olanlar vardı elbette. KHK’lara karşı sokağa çıkan Yüksel Direnişçileri var. İşinden atılan ve direnen flormar işçileri, cargill işçileri, bakırköy direnişi, düzce direnişi gibi. Kendi adıma ben, bu direnişlerle birlikte en zor dönemlerde bile sokağa çıkıp hakkını aramanın mümkün olduğunu biliyordum. Üniversitedeki sürece dönecek olursak, sene başında yemekhane fiyatları yaklaşık olarak %40 bir artış göstermişti. Öğrenciler olarak bu durumdan rahatsız olsak da bir tepki gösterememiştik.Şimdiki uygulama biraz daha farklıydı. Bir öğün yemek yiyen bir öğrenci için diğer öğün tam 18.5 liraya çıkmıştı. Ülkenin bulunduğu ekonomik krizle birlikte bir öğrencinin bu fiyatı karşılayabileceğini sanmıyorum. Dersleri olmadığı halde okula sadece yemek yemeye gelen çok arkadaşım var. Yani bir öğrenci için en temel ihtiyaç diyebilirim ucuz ve kaliteli yemek.

Ve biz çok temel bir talep için bir aradaydık. Bu talebimiz tüm öğrencileri kapsıyordu. Bu yüzden tüm öğrenciler toplanabildik. Toplandığımızda da fark ettik ki ” Birlikte olursak, kararlı olursak kazanabiliriz”. Eylemler sırasında yaratıcı sloganlar, pankartlar bulduk. Eyleme katılmayan öğrencilerin de ilgisini çekmeye başladı ve gittikçe katılım arttı. Bu süreçte sosyal medyayı aktif bir şekilde kullandık ama en önemlisi 1 haftaya yakın bir süre boyunca çeşitli eylemler düzenledik ve sokaklarda, meydanlardaydık. Dilekçe vermek için eylem yaptık, karşılığında kendi okulumuza giremedik ve polis saldırısına uğradık. Ama biz birlikte olmaya ve eylemlerimizi sürdürmeye devam ettik. Rektörlük de kararlı olduğumuzu ve eylemlerin devam edeceğini anlamış olmalı.

DM: Peki her ne kadar kazanmış olsanız da elbet çıkardığınız dersler de vardır. Eylemlere yönelik bir özeleştiri yapsan ne söylemek istersin?

SB: Birçok eksiğimiz vardı aslında. Aramızda ilk defa eyleme katılan, çok farklı görüşten insanlar vardı. Talebimiz her ne kadar tüm kesimi kapsıyor olsa da küçük bir karar alırken bile çoğu noktada ayrı düşüyorduk. Temel talep etrafında toplanmak biraz zor olabiliyordu ara sıra. Fakat yine de bu durumu hızlı bir şekilde aştık diyebilirim. Bir diğer önemli mesele de öğrencilerin örgütlenmesi meselesi. Gençliğin doğasından kaynaklı  gerçekten de fazlasıyla atılgan, coşkuluyduk.Karar alındığı günün ertesinde hızlı bir şekilde whatsapp aracılığı ile gruplar kuruldu, twitter’da sayfalar açıldı.Bu sayede tüm öğrenciler durumdan haberdar oldu ve ne yapabileceğimiz üzerine konuştuk.Sonrasında da ilk tepki olarak Beyazıt Meydanı’nda basın açıklaması düzenledik.Gerçekten de fazlasıyla hızlıydık.Bu durum ilk bakışta olumlu gözükebilir fakat sürecin sonrasında öğrenciler bir ”gaz”la devam ediyor ve tam olarak örgütlü, bilinçli bir mücadele ortaya koymak zorlaşıyor. Eğer kazanım bu kadar erken gelmeseydi, süreç uzadığı takdirde bunun olumsuz etkilerini görebilirdik. Tabii o süreçte biz öğrencilerde nasıl bir değişiklik olurdu bilemiyorum. Yani kısaca daha iyi bir biçimde örgütlenebilirdik diyebilirim. Fakat ne olursa olsun gerekeni yaptık ve taleplerimizi sokaklarda, meydanlarda dile getirdik. Bence aslolan da buydu.

DM: Teşekkür ederiz.

SB: Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.