Direnişçileri öldürmek mi istiyorsunuz?

77

BASINA VE HALKIMIZA

Bizler, KHK’larla ihraç edilmemizin ardından başlattığımız “İşimizi Geri İstiyoruz” eylemlerini Ankara, İstanbul ve Düzce’de yaklaşık üç buçuk yıldır sürdüren kamu emekçileriyiz. Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı ve Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü önünde, İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda ve Düzce kent merkezinde devam eden direnişlerimize halkımız şahittir.

Üç buçuk yıl boyunca her birimiz defalarca, Yüksel Direnişçileri ise binlerce kez gözaltına alındı. Toplamda milyonları geçen para cezalarına maruz kaldık. Onlarca dava açıldı hakkımızda. Bakırköy Direnişçileri tüm davalardan beraat etse de defalarca tutuklandı. Kaç kez siyasi şubede günlerce gözaltında kaldık. Gözaltılar sırasında kemiklerimiz kırıldı, saçlarımız yolundu, ağzımıza, gözlerimize kimyasal gaz sıkıldı, ters kelepçe ile darp edildik. Ankara, İstanbul ve Düzce Emniyeti keyfi yasakları öne sürerek bize defalarca işkence yaptı. Her zaman bir bahanesi vardı. Bazen bahaneye bile ihtiyaç duymadan sırf eylemimizi yaptırmamak için saldırdı. Çünkü onları yargılayacak bir yargı sistemi yoktu. Çünkü haklarında bulunduğumuz suç duyurularını savcılara verilen talimatla işleme bile koymadılar.

Bizler, eylemlerimizde Anayasa’nın 26. ve 34. Maddelerine dayanarak ifade özgürlüğümüzü kullandık ancak polis Anayasal hakkımızı gasp etmek için kimi zaman Valilik yasağına, kimi zaman ise Kabahatler Kanunu’na sığındı. Para cezalarını mahkemelerden iptal ettirdik, basın açıklamalarına Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na muhalefetten açılan davalardan beraat ettik. Ankara’da basın açıklaması yapma hakkımızı direnerek kazandık. İstanbul’da tutuklanmanın önüne direnerek geçtik. Düzce’de Valilik yasaklarına direnerek son verdik.

Bugünlerde ise Ankara’daki tüm eylemlerimize salgını bahane ederek saldırmaya devam ediyorlar. Salgın başlamadan kısa bir süre önce Yüksel Caddesi’nde ve Halk Sağlığı Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapma hakkımızı kazanmış, oturma eylemi yaptığımızda ise keyfi saldırılara maruz kalır durumdaydık. Salgın başladıktan sonra oturma eylemine salgın bitiminde devam etmek üzere ara verdik, Yüksel Caddesi’nde günde iki kez yaptığımız basın açıklamalarına devam ettik. Salgından önce basın açıklaması esnasında saldırıya uğramıyorken, salgından sonra açıklamalarımıza da saldırılar başladı. Eylemimizi, bir kişi olarak İnsan Hakları Anıtı önünde 5 dakika konuşup sonlandıracağımızı ifade ettiğimiz halde bizleri yerlerde sürükleyerek Selanik Caddesi’ne atıyorlar.

 

Halk Sağlığı Müdürlüğü önünde de benzer bir uygulamaya maruz kalıyoruz. Maske, eldiven takmayan polisler bizlerin sağlığını tehlikeye atıyor. İnsan Hakları Anıtı’nda “korona var, halk sağlığı söz konusu” diyen polisler, dalga geçer gibi “10 metre ötede açıklama yapabilirsiniz” diyor. Çoğu zaman eyleme başlamadan hatta yolda yürürken, eylem alanına giderken saldırıya uğruyoruz.

 

İstanbul’da ise açıklama yapabiliyor, oturma eylemine geçtiğimizde gözaltına alınıyoruz. Aynı eylem biçimi nedeniyle önceleri defalarca tutukladık, sonra tutuklamalar sona erdi ama gözaltı ve davalar devam etti. Şimdi ise gözaltı sonrası karakoldan para cezası kesilerek serbest bırakılıyoruz, yarın ne yapacakları belli bile değil.

 

Düzce’de kentin ortasında ve AKP İl Binası önünde süren eylemimiz ara ara alınan Valilik yasakları ve yasaklara istinaden yapılan gözaltılar, açılan davalar, kesilen para cezaları ile engellenmeye çalışılsa da kararlı direnişimiz ve mahkemelerden gelen iptal kararları ile müdahale edilmeden devam ediyordu. Şimdilerde ise Düzce Valiliğinin aldığı keyfi yasaklara virüs bahanesi gerekçe gösteriliyor. İldeki tek eylem Düzce Direnişimiz olduğu halde, direniş tek kişilik olduğu halde, salgın öncesi beş saat süren oturma eylemi bir saatte tutulduğu halde yasak kararı alınarak her gün onlarca polisle gözaltı, her gün hastane ortamına maruz bırakılma ve her gün para cezası ya da cezai işlem uygulaması yapılarak direnişçi arkadaşımızın sağlığı riske atılıyor, Anayasal hakkı engelleniyor.

Siyasi iktidar bir yandan halk sağlığı diyor diğer yandan milyonlarca işçinin çalıştığı fabrikalarda, iş yerlerinde çalışanlara ücretli izin vermiyor. Bir yandan halk sağlığı diyor diğer yandan 18-20 yaş çalışanları sokağa çıkma yasağından muaf tutuyor. Polislere talimat veren İçişleri Bakanı bir yandan halk sağlığı diyor diğer yandan bizlerin üzerine onlarca polis gönderip yerlerde sürüklüyor ya da gözaltı yapıyor.

Bizler işimizi geri istiyoruz. İşimizi geri alana kadar da eylemlerimizden vazgeçmeyeceğiz. Kimse bizden, bunca adaletsizlik yaşanırken virüsten dolayı anayasal hakkımızı kullanmaktan vazgeçmemizi beklemesin. Dişimizle tırnağımızla ördüğümüz direnişlerimizi bırakıp evimize kapanmayacağız. Çünkü AKP’ye güvenmiyoruz. Sağlık hakkımız ve bugün salgından dolayı yaşanan adaletsizliklere karşı da ne olursa olsun alanlarda olmayı sürdüreceğiz.

Siz değerli halkımızdan isteğimiz; bu keyfi yasak ve uygulamalarla anayasal hakkımızı engelleyen ve salgın riski altında sağlığımızı tehlikeye atanları arayıp derhal baskılara, yerlerde sürükleme işkencesine, gözaltı, para cezası ve davalara son vermelerini istemek ve görüşmenizde yaşadıklarınızı sosyal medyada yayınlamak.

Arayıp soralım; Direnişçileri öldürmek mi istiyorsunuz?

Ankara Valiliği     ; 0 (312) 306 66 66

İstanbul Valiliği    ; 0 (212) 455 59 00

Düzce Valiliği       ; 0 (380) 524 13 70

İşimizi Geri İstiyoruz!

KHK’lar İptal Edilsin!

Ohal Komisyonu Kapatılsın!

Yüksel, Bakırköy, Düzce, Mahmut Konuk Direnişleri